Friday, 11 September 2015

Kemal



“Saçma sapan” kelimesinden arakladığın sapanla vurduğun kuşlar,
Ölmüyor,
Şaşırmaktasın.
“Can eriği”nin kalbi atmaz,
Çek kulağını,
Duyulmaz,
Kendini kandırmaktasın.
Anne eşarbıyla yaptığın elbisen küçülmez sanırken,
Bir tezatla
Zamanını işine satmaktasın.

İlla tanıyorsundur adı “Yasemin” birini.
Adı çiçek,
İçi çiçek,
Yüzü çiçek bozuğu.
Yaseminler severdi seni, yaş yedi kuru simide talim,
Gittiler sen büyürken,
Giderler.
Arama işteş fiillerde sonsuzluğu.

Üç boyutlu bu dünyada büyümek zor derdi bizden birisi.
Doğmak üç,
Ölmek üç,
Çay içmek üç,
Büyümek dört belki.
Büyüyor ellerin günden güne,
Selam çakıp erişilen kemallere.
Büyüdükçe artmaktasın,
Anneni özlemek üç derken,
Ebedi yalnızlaşmaktasın.






Wednesday, 15 April 2015

Gogol desem?



Duman karası
Yahut
Vişneçürüğü
Yahut
Fildişi
Yahut
Sandık sarısı bir acı çöreklendi içime,
Saatlerdir ağzıma kelime koymuyorum.

Martılara simit atınca geçer dedi biri sessizce,
Ya da tuzlu bir rüzgar esince.
Dedi-dedi-dedi,
Geçmedi.
Geçmiyor karasal iklim acıları,
Buralarda yaprak kıpırdamıyor.

Oysa en büyük acının,
Gogol’u cümle içinde kullanamayan bir kadın olmak olduğunu düşünürdüm.
İçim Gogol,
Ağzım Gogol,
Yaprak kıpırdamıyor.

Portakal yedim,
Konuşmadım-yedim.
Ellerim sarı-tırnaklarım sarı.
Aklım çocukluğumun atlıkarıncasına bindi
Dönüp duruyor.
Zeytin yeşili bir acı içimde,
Saatlerdir ağzıma kelime koymuyorum.
Portakal kabukları sobanın üstünde,
Aylardan Temmuz-kokmuyor.
Gogol dedim, noktayı koydum,
Geçmiyor.

Kafamın en içi



Ben:
‘Gizli işlenen günahların günah sayılmadığı bir gezegen varsa gidelim.’
O:
‘Hakk ile batını birbirinden ayırmak için bıçak mı gerekli?’


Ben:
‘Büyücek bir sıkıntı var içimde.’
O:
‘Akan gözyaşlarına saçlarını bastığındandır hep.’


Ben:
‘Kendime renkli bir rüya yaptım- kendi ellerimle.’
O:
‘Beni tanımaya maviden başla.’


Ben:
‘İstim tutmuş ellerimi hangi denizde yıkasam?’
O:
‘Güneş buralarda çok erken batıyor-belki güney.’


Ben:
‘Nevrim döndü elimden geneli ardıma koymaktan.’
O:
‘Susuyorsun, düşünmeyi Yunan filozoflarına bıraktığından beri.’
  

Ben:
‘Eserekli bir kadınım diye çığlık atsam ne olur?’
O:
‘Zeytin bahçeleri ve tütün tarlaları kadar.’


Ben:
‘Okuduklarımı değil, okumadıklarımı biliyorum.’
O:
‘Kapıyı kime çarpsan ardından uzun menzilli bir pencere açılıyor.’


Onlar:
‘Siz aslında,
İncir çekirdeğine çoktunuz, ağaç nafile.
Feroina’yı bile küstürdünüz.’


Hepimiz:
‘Elbet bir gün hayatı kanıksayacağız.’

Saturday, 14 March 2015

Abbas

İlkbahar gelince delirmek,
Sabık bir alışkanlığımdır.
Kemiğe dayanmış bıçakları bileyip,
Çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklarım.


'Devrik cümle devrimi' yapmamı söyler salkım söğütler,
Nisan sonu, Mayıs beş-altı.
Sözümona yüklemler başını çeker,
İkircikli yalnızlıklarımın.


Hem gitmek dediğin nedir ki?
Biraz simit, biraz çay.
Biraz çay,
Biraz daha:
Şekersiz.
Birkaç adım sonra yine akşam;
Yine müşkülpesent adamlar,
Yine nikbin kadınlar.
Anladım,
Vagonlar bu gece de boş.
Dolar belki tıklımtıkış,
Nisan sonu, Mayıs beş-altı.


Gelsene kitaplarımı sevelim,
Çekelim içimize saman sarı renklerini.
Birer sayı tutalım aklımızdan,
Sağ mı sol mu?
Sağ.
Sayfa yirmi yedi.
Kelime üç.
'Abbas'.
Durmaz.
Durur belki,
Nisan sonu, Mayıs beş-altı.
İlkbahar gelince gitmek,
Muayyen bir alışkanlığımdır.

Sunday, 4 January 2015

Olmadı...mı?

Belki bir 'belki'nin 'l'sine yaslarım başımı,
Olmadı bir 'çünkü'nün 'ç'sine salıncak kurarım
                                                                  -diyordum.
Kitaplarım önce düzenlerini kurarlar,
Sonra beni yanlarına aldırırlar
                                            -diyordum.
Sesimle çiçek toplarım,
Her gün güneşe döndürürüm
                                         -diyordum.


Fakat,
Bazı kışlar,
Arkalarında oyalı mendiller bırakır.

Sunday, 28 December 2014

40 Yıl Sonrama-Varsa

Yaşlanmış boynuna inci kolye takman,
Yarana tuz yerine şeker basmak.
Geçmez.
Şeker basılan yaralar daha çabuk iyileşmez.
Zamana bırakmak mutlak güzel bir şey.
Kaldıysa.


Cenazelerde ağlayıp, düğünlerde oynuyorsun.
Tutamayacağın sözler verip,
Panjurlarını kapatıyorsun sonra izbe evinin.
Hangi mevsimdeyiz sanki,
Biliyor musun?


Ellerinin canı kesildi.
Çalamıyorsun zilleri.
Kimse çalamıyorsa,
Kapıları tıklatmak daha iyi.
Tık.
Tık.
Tık.
Mors alfabesini bilsen,
Belki anlarsın gece 12 ile 3 arası yankılanan tokmak seslerini.
Ne iyi ettiniz de geldiniz!


Cuma günlerini garipsiyorsun, hayret doğrusu!
Ayyuka çıkıyor yalnızlıkların.
Hurma ağacının varlığı ısıtıyor seni- bahçedeki.
Sadece cumaları tarıyorsun beyaz saçlarını:
'Dünya yanar, deli taranır.'


Kendi koynuna okuduğun duaların kelimesiz.
Kelimeler teferruat.
Gözlerini evin tavanına dikip,
Sanki gökyüzüne bakıyorsun.
Gökyüzüne bakmak için biraz geç değil mi?
Arama tavanda,
Değil tavanda cennet.


Titreyen parmaklarına inci yüzük takman,
'Zamanınız varsa beni dinleyiniz.' demenin suskuncası.
Kimse,
Dinlemez.

Saturday, 20 December 2014

Sanıyorum

Dünyanın en az nüfuslu ülkesinde yaşıyoruz kafamın içinde:
Bir ben,
Bir de
Korkak kediler korosu.
Kaybolan yeşil küpeme ağıtlar yakıyorum.
Sahi,
Hiç görmediniz mi?
Hiç görmediniz mi sahi?
Görmüşler.
Tüm deliler.
Sabahları.
Dünyanın tüm delileri selam verir bana.
Sabahları.
Tanırlar sesimi,
Üstünkörü söylediğim şarkılardan.
Ellerimi yaktım,
Yaktım ellerimi:
Öyle sanıyorum.
‘Bitti’ diye bağırdı,
Yedi düvel, yetmiş iki buçuk millet insan.
Bitti,
Bitti sanıyorum.
Görebilmek için kendimi,
Sigara kokan iskambil kâğıtlarıyla fal bakıyorum,
-Mahalledeki çay ocağında.
Herkesin adı okundu,
Yok benimki,
Benimki yok.
Yok sanıyorum.
Annem nazar duası okuyor,
Anne!
Benim için öpsene ellerini!
Öpersen geçer,
Geçer öpersen,
Geçer sanıyorum.
Öp de geçsin anne.
Anne.
Öp.


Biliyorsun,
İki dirhem bir çekirdek olmayı ben seçmedim.
Ben istemedim olduğumdan uzun görünmeyi.
Sağır ve dilsiz olmayı yeğlediğim olmadı mı sanki?
En çok da boyum uzunken konuşamamayı.
Boyum uzun değil.
Ben uzatıyorum,
Uzuyor sanıyorum.
Uzamıyor.
Yalnızken hep kısayım oysa.
Siz gelince uzun oluyorum.
En çok da,
Annemin elinde kısa.
Kısa kalıyorum.
Annem nazar duası okuyor,
Mavi dualar ak dualar.
Ben gözlerimi yumuyorum.
Dertop oluyorum.
Anne!
Benim için öpsene ellerini!
Öpersen geçer,
Geçer öpersen,
Geçer sanıyorum.


Topuklu ayakkabılar ve iskambil kâğıtları:
-Geçmiyor.