İlkbahar gelince delirmek,
Sabık bir alışkanlığımdır.
Kemiğe dayanmış bıçakları bileyip,
Çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklarım.
'Devrik cümle devrimi' yapmamı söyler salkım söğütler,
Nisan sonu, Mayıs beş-altı.
Sözümona yüklemler başını çeker,
İkircikli yalnızlıklarımın.
Hem gitmek dediğin nedir ki?
Biraz simit, biraz çay.
Biraz çay,
Biraz daha:
Şekersiz.
Birkaç adım sonra yine akşam;
Yine müşkülpesent adamlar,
Yine nikbin kadınlar.
Anladım,
Vagonlar bu gece de boş.
Dolar belki tıklımtıkış,
Nisan sonu, Mayıs beş-altı.
Gelsene kitaplarımı sevelim,
Çekelim içimize saman sarı renklerini.
Birer sayı tutalım aklımızdan,
Sağ mı sol mu?
Sağ.
Sayfa yirmi yedi.
Kelime üç.
'Abbas'.
Durmaz.
Durur belki,
Nisan sonu, Mayıs beş-altı.
İlkbahar gelince gitmek,
Muayyen bir alışkanlığımdır.
Saturday, 14 March 2015
Sunday, 4 January 2015
Olmadı...mı?
Belki bir 'belki'nin 'l'sine yaslarım başımı,
Olmadı bir 'çünkü'nün 'ç'sine salıncak kurarım
-diyordum.
Kitaplarım önce düzenlerini kurarlar,
Sonra beni yanlarına aldırırlar
-diyordum.
Sesimle çiçek toplarım,
Her gün güneşe döndürürüm
-diyordum.
Fakat,
Bazı kışlar,
Arkalarında oyalı mendiller bırakır.
Olmadı bir 'çünkü'nün 'ç'sine salıncak kurarım
-diyordum.
Kitaplarım önce düzenlerini kurarlar,
Sonra beni yanlarına aldırırlar
-diyordum.
Sesimle çiçek toplarım,
Her gün güneşe döndürürüm
-diyordum.
Fakat,
Bazı kışlar,
Arkalarında oyalı mendiller bırakır.
Sunday, 28 December 2014
40 Yıl Sonrama-Varsa
Yaşlanmış boynuna inci kolye takman,
Yarana tuz yerine şeker basmak.
Geçmez.
Şeker basılan yaralar daha çabuk iyileşmez.
Zamana bırakmak mutlak güzel bir şey.
Kaldıysa.
Cenazelerde ağlayıp, düğünlerde oynuyorsun.
Tutamayacağın sözler verip,
Panjurlarını kapatıyorsun sonra izbe evinin.
Hangi mevsimdeyiz sanki,
Biliyor musun?
Ellerinin canı kesildi.
Çalamıyorsun zilleri.
Kimse çalamıyorsa,
Kapıları tıklatmak daha iyi.
Tık.
Tık.
Tık.
Mors alfabesini bilsen,
Belki anlarsın gece 12 ile 3 arası yankılanan tokmak seslerini.
Ne iyi ettiniz de geldiniz!
Cuma günlerini garipsiyorsun, hayret doğrusu!
Ayyuka çıkıyor yalnızlıkların.
Hurma ağacının varlığı ısıtıyor seni- bahçedeki.
Sadece cumaları tarıyorsun beyaz saçlarını:
'Dünya yanar, deli taranır.'
Kendi koynuna okuduğun duaların kelimesiz.
Kelimeler teferruat.
Gözlerini evin tavanına dikip,
Sanki gökyüzüne bakıyorsun.
Gökyüzüne bakmak için biraz geç değil mi?
Arama tavanda,
Değil tavanda cennet.
Titreyen parmaklarına inci yüzük takman,
'Zamanınız varsa beni dinleyiniz.' demenin suskuncası.
Kimse,
Dinlemez.
Yarana tuz yerine şeker basmak.
Geçmez.
Şeker basılan yaralar daha çabuk iyileşmez.
Zamana bırakmak mutlak güzel bir şey.
Kaldıysa.
Cenazelerde ağlayıp, düğünlerde oynuyorsun.
Tutamayacağın sözler verip,
Panjurlarını kapatıyorsun sonra izbe evinin.
Hangi mevsimdeyiz sanki,
Biliyor musun?
Ellerinin canı kesildi.
Çalamıyorsun zilleri.
Kimse çalamıyorsa,
Kapıları tıklatmak daha iyi.
Tık.
Tık.
Tık.
Mors alfabesini bilsen,
Belki anlarsın gece 12 ile 3 arası yankılanan tokmak seslerini.
Ne iyi ettiniz de geldiniz!
Cuma günlerini garipsiyorsun, hayret doğrusu!
Ayyuka çıkıyor yalnızlıkların.
Hurma ağacının varlığı ısıtıyor seni- bahçedeki.
Sadece cumaları tarıyorsun beyaz saçlarını:
'Dünya yanar, deli taranır.'
Kendi koynuna okuduğun duaların kelimesiz.
Kelimeler teferruat.
Gözlerini evin tavanına dikip,
Sanki gökyüzüne bakıyorsun.
Gökyüzüne bakmak için biraz geç değil mi?
Arama tavanda,
Değil tavanda cennet.
Titreyen parmaklarına inci yüzük takman,
'Zamanınız varsa beni dinleyiniz.' demenin suskuncası.
Kimse,
Dinlemez.
Saturday, 20 December 2014
Sanıyorum
Dünyanın en az nüfuslu ülkesinde yaşıyoruz kafamın
içinde:
Bir ben,
Bir de
Korkak kediler korosu.
Kaybolan yeşil küpeme ağıtlar yakıyorum.
Sahi,
Hiç görmediniz mi?
Hiç görmediniz mi sahi?
Görmüşler.
Tüm deliler.
Sabahları.
Dünyanın tüm delileri selam verir bana.
Sabahları.
Tanırlar sesimi,
Üstünkörü söylediğim şarkılardan.
Ellerimi yaktım,
Yaktım ellerimi:
Öyle sanıyorum.
‘Bitti’ diye bağırdı,
Yedi düvel, yetmiş iki buçuk millet insan.
Bitti,
Bitti sanıyorum.
Görebilmek için kendimi,
Sigara kokan iskambil kâğıtlarıyla fal bakıyorum,
-Mahalledeki
çay ocağında.
Herkesin adı okundu,
Yok benimki,
Benimki yok.
Yok sanıyorum.
Annem nazar duası okuyor,
Anne!
Benim için öpsene ellerini!
Öpersen geçer,
Geçer öpersen,
Geçer sanıyorum.
Öp de geçsin anne.
Anne.
Öp.
Biliyorsun,
İki dirhem bir çekirdek olmayı ben seçmedim.
Ben istemedim olduğumdan uzun görünmeyi.
Sağır ve dilsiz olmayı yeğlediğim olmadı mı sanki?
En çok da boyum uzunken konuşamamayı.
Boyum uzun değil.
Ben uzatıyorum,
Uzuyor sanıyorum.
Uzamıyor.
Yalnızken hep kısayım oysa.
Siz gelince uzun oluyorum.
En çok da,
Annemin elinde kısa.
Kısa kalıyorum.
Annem nazar duası okuyor,
Mavi dualar ak dualar.
Ben gözlerimi yumuyorum.
Dertop oluyorum.
Anne!
Benim için öpsene ellerini!
Öpersen geçer,
Geçer öpersen,
Geçer sanıyorum.
Topuklu ayakkabılar ve iskambil kâğıtları:
-Geçmiyor.
Wednesday, 17 December 2014
Zift
Kuzinede ekmek pişirin kadınların
Alafranga hayaller kurabileceğini anlıyorum da,
Salya sümük bir dram filminde,
Acıyla edilen bir küfre gülen insanları anlayamıyorum.
Lirik olmamak
Matrak bir şey aslında.
'Ziftin peki' desen de gülerler,
'Şeker kaymak' desen de.
İnsanlar hep gülerler.
Bir de komşumuzun adı Güler,
O hiç gülmez.
Lekelenmiş,
Eskimiş,
Küçülmüş elbisen yoksa,
Kardeşi olan insanları anlayamazsın.
Kendi gözümün önünde
İstasyona gidiyorum,
Trenler benim peşimde,
Trenler beni takip ediyor.
İnsanlar bazen geçmişte yaşarlar.
Kadınlar yaşamaz.
Değil mi ki kadınsın
Değil mi ki gülüyorsun,
Yaşamak
Bazen
Yaşamamak.
Alafranga hayaller kurabileceğini anlıyorum da,
Salya sümük bir dram filminde,
Acıyla edilen bir küfre gülen insanları anlayamıyorum.
Lirik olmamak
Matrak bir şey aslında.
'Ziftin peki' desen de gülerler,
'Şeker kaymak' desen de.
İnsanlar hep gülerler.
Bir de komşumuzun adı Güler,
O hiç gülmez.
Lekelenmiş,
Eskimiş,
Küçülmüş elbisen yoksa,
Kardeşi olan insanları anlayamazsın.
Kendi gözümün önünde
İstasyona gidiyorum,
Trenler benim peşimde,
Trenler beni takip ediyor.
İnsanlar bazen geçmişte yaşarlar.
Kadınlar yaşamaz.
Değil mi ki kadınsın
Değil mi ki gülüyorsun,
Yaşamak
Bazen
Yaşamamak.
Friday, 12 December 2014
Poseidon
Bugün affetme bahçemde,
Devrimci marşları,
İlahiler,
Operetler.
Üstelik,
Kasımpatılar da büyüyor,
Bu kadar normallik sinir bozucu.
Tütün sarısı parmaklarım olduğunda,
Muhtemelen 58 yaşında olacağım.
Ve mutfaktaki bal kavanozu kadar yalnız.
Boşluğa sadece,
Orta yaşlılar mı düğüm atar?
Etrafımda her zaman,
Kadifeden evler ve taştan kalpler.
İsterseniz yarın,
Çığlık sesli kadınlarımla tanışabilirsiniz.
Duvarıma astığım fil resimlerini gördüyseniz,
Hiçbir şeyi unutmadığımı da bilirsiniz.
Sol gözümden uçan kağıt kanatlı kuşlar,
Gelip sağ gözüme konuyor,
Sağ salim havalanıyorum.
Ama bu münferit uçuşların da bir bildiği var.
Histeriye kapılmak için çok geç kaldım:
Tüm çocuklar susamış bak!
Hepsi,
İçimdeki gölgelerde dinlensinler.
Poseidon yüzme bildiğimi bilseydi,
Daha hızlı vururdu yabasını yere.
Şimdi,
Olmayan tüm depremler için,
Bana teşekkür ediniz.
Devrimci marşları,
İlahiler,
Operetler.
Üstelik,
Kasımpatılar da büyüyor,
Bu kadar normallik sinir bozucu.
Tütün sarısı parmaklarım olduğunda,
Muhtemelen 58 yaşında olacağım.
Ve mutfaktaki bal kavanozu kadar yalnız.
Boşluğa sadece,
Orta yaşlılar mı düğüm atar?
Etrafımda her zaman,
Kadifeden evler ve taştan kalpler.
İsterseniz yarın,
Çığlık sesli kadınlarımla tanışabilirsiniz.
Duvarıma astığım fil resimlerini gördüyseniz,
Hiçbir şeyi unutmadığımı da bilirsiniz.
Sol gözümden uçan kağıt kanatlı kuşlar,
Gelip sağ gözüme konuyor,
Sağ salim havalanıyorum.
Ama bu münferit uçuşların da bir bildiği var.
Histeriye kapılmak için çok geç kaldım:
Tüm çocuklar susamış bak!
Hepsi,
İçimdeki gölgelerde dinlensinler.
Poseidon yüzme bildiğimi bilseydi,
Daha hızlı vururdu yabasını yere.
Şimdi,
Olmayan tüm depremler için,
Bana teşekkür ediniz.
Monday, 8 December 2014
Nokta
Kronik görmezden gelme
sendromuna yakalansam,
Mutluluktan öleceğimi sanıyorum.
Hafızasızlık
En büyük erdem değil mi?
Fakat beni en çok
Zeytin ağaçlarının gölgesi üzüyor.
Bakıp da
Görmemenin
Cesaret isteyeceği gölgeler.
Kendimle aramdaki bu danışıklı dövüşü bir fark etseler, Zulamdaki en koyu yakutları çıkarırım elbet.
Hafızasızlık
En büyük erdem değil mi?
Fakat beni en çok
Zeytin ağaçlarının gölgesi üzüyor.
Bakıp da
Görmemenin
Cesaret isteyeceği gölgeler.
Kendimle aramdaki bu danışıklı dövüşü bir fark etseler, Zulamdaki en koyu yakutları çıkarırım elbet.
Bu yağmurlar,
Yeşertemiyor
En koyu sarıları bile.
Yağsalar da,
Yağmasalar da,
Yazın yürünen ama kışın zor gelen yollardan geçtim.
Perdelerimin arkasında hep
Okunmayı bekleyen kitaplar var.
Eski kafalı bir kadın
olmak
Şüphesiz benim seçimim.
Tam karşıya geçecekken,
Kalbim kırıldı.
Ah,
Keşke o kırmızı
ışıkta beklemeseydim.
Bazı geceler kendi
içime çekilince,
Unutuyorum adımın baş
harfini.
Ben de elimde
mürekkebim,
Nokta koyuyorum her
yere,
Ki geri gelsin sesli ve sessiz harfler.
Noktaladım her cümlemi
Noktalarım tükendi
Noktasızım
Adsızım.
-En çok da,
Kırmızı ışıkta beklemek üzüyor beni.
-En çok da,
Kırmızı ışıkta beklemek üzüyor beni.
.
Subscribe to:
Posts (Atom)