Merhaba Agatha,
Merhaba olmayan kız kardeşim.
Muadilini bulamadım isminin,
Ben sana yine de Agatha diyeceğim.
Nasılsın görüşmeyeli?
Korkuyor musun hala aynalara bakmaklardan?
Ya da palazlanıp aşık olmaklardan?
Oysa biliyorsun ki,
Biz ikimiz yan yana gelince çok güçlü oluyoruz.
Yağmurdan sonra gelen toprak kokusunu duyuyoruz.
Kapılarımızı üzerimize kilitleyip,
Yataklarımızın sıcaklığına çekiliyoruz.
Bedbin kalıyor yanımızda yalnızlıklar,
'M' ile başlayan ayları sevmiyoruz.
-Mart'ta kar, Mayıs'ta yağmur yağar.-
Canım Agatha'm,
Sabah bindiğim vapur biraz başımı döndürdü.
Gözlerini iri iri açtığını görür gibiyim,
Bunu için ağlama sakın!
Ya da ağlamak istiyorsan ağla,
Bunun için sana çatacak değilim!
Ağlarsan muhakkak bilirim ki biz seninle mektup yazanlardanız.
Ama mektuplarımızı yakmaya çalışıyorlar, bu belli.
Sakla kalemini,
Uçup gitmesin,
Birbirine benzeyen ve benzemeyen tüm noktalama işaretleri.
Bir tanecik Agatha'm,
Dün satır aralarında gördüm nesrimin seni,
Zaten orada bulmak üzere kaybetmemiş miydim seni?
Friday, 30 May 2014
Tuesday, 27 May 2014
Sihir
İnzivaya çekildi megaloman kelimelerim bugün.
Politik veya apolitik cümlelerle oynuyorum.
Açıl susam açıl desem de,
Yüzüme yüzüme kapanıyor,
Açılmıyor aklımdan tuttuğum sol anahtarım ile kapılarım.
Unutmak için zamanı, saatlerimi bit pazarına satıyorum bugün.
Alıcısı yok kelepir akrebimin, sudan ucuz yelkovanımın.
Abra kadabra desem de,
Açılmıyor kitabımın ilk sayfası,
İşe yaramıyor yenmiş tırnaklı parmaklarım.
İskarmozları yok sandalımın bugün.
Yine boşa boşa, hep boşa kürek çekiyorum.
Muallak kelimelerle, zamanla muallak,
Hokus pokus desem de,
Açılmıyor her gün taradığım saçlarım.
'Develer tellal iken' diyor kulaklarım bugün.
Yağmur yağarken, boncuk boncuk terliyorum.
Bir-iki-üç koşabilirsiniz artık desem de,
Kıpırdatmıyor kıllarını büyük gözlü balıklarım.
Bugün tuhafım ben bugün biraz tuhaf,
Gidiyorum desem de,
İçime içime kalıyorum bugün.
Politik veya apolitik cümlelerle oynuyorum.
Açıl susam açıl desem de,
Yüzüme yüzüme kapanıyor,
Açılmıyor aklımdan tuttuğum sol anahtarım ile kapılarım.
Unutmak için zamanı, saatlerimi bit pazarına satıyorum bugün.
Alıcısı yok kelepir akrebimin, sudan ucuz yelkovanımın.
Abra kadabra desem de,
Açılmıyor kitabımın ilk sayfası,
İşe yaramıyor yenmiş tırnaklı parmaklarım.
İskarmozları yok sandalımın bugün.
Yine boşa boşa, hep boşa kürek çekiyorum.
Muallak kelimelerle, zamanla muallak,
Hokus pokus desem de,
Açılmıyor her gün taradığım saçlarım.
'Develer tellal iken' diyor kulaklarım bugün.
Yağmur yağarken, boncuk boncuk terliyorum.
Bir-iki-üç koşabilirsiniz artık desem de,
Kıpırdatmıyor kıllarını büyük gözlü balıklarım.
Bugün tuhafım ben bugün biraz tuhaf,
Gidiyorum desem de,
İçime içime kalıyorum bugün.
Hrant
Tüttürdü sigarasını Bayan Rakel pazartesi sabahına inat,
Rüyasında karanfil biçiyordu elleri,
Her gün her gün tütün saran elleri.
Hayra yormaya çalıştı eteğine dolan karanfilleri.
Geçip giden bir otobüsle konuştu demin.
Nuh Nebi'den kalma, yaşlı, yorgun otobüsle.
Falanca yerden filanca yere giden insanlara uzandı elleri,
Her gün her gün menekşe sulayan elleri.
Kafasında farazi bir manşet belirdi sonra.
Ayakkabı diyordu manşet, delik diyordu, yazık diyordu.
Huzur kapladı içini birden Rakel'in,
-Delik ayakkabıdan içine dolan huzur.
Buruşturup attı balkondan kafasındaki gazeteyi,
Her gün her gün özgürce uçan güvercin elleri.
Elleri uçar her gün her gün Rakel'in,
Gidip gidip Hrant'ına konar.
Emine AY'a minnet ile....
Rüyasında karanfil biçiyordu elleri,
Her gün her gün tütün saran elleri.
Hayra yormaya çalıştı eteğine dolan karanfilleri.
Geçip giden bir otobüsle konuştu demin.
Nuh Nebi'den kalma, yaşlı, yorgun otobüsle.
Falanca yerden filanca yere giden insanlara uzandı elleri,
Her gün her gün menekşe sulayan elleri.
Kafasında farazi bir manşet belirdi sonra.
Ayakkabı diyordu manşet, delik diyordu, yazık diyordu.
Huzur kapladı içini birden Rakel'in,
-Delik ayakkabıdan içine dolan huzur.
Buruşturup attı balkondan kafasındaki gazeteyi,
Her gün her gün özgürce uçan güvercin elleri.
Elleri uçar her gün her gün Rakel'in,
Gidip gidip Hrant'ına konar.
Emine AY'a minnet ile....
Sunday, 25 May 2014
Ulvi Abi
Kırmızı şarap içerdi Ulvi abi,
Debdebeli iç çekişler savururdu gençliğine her gece her gece.
Feriştahı gelse alamazdı elindeki kadehi,
Şark kurnazıydı sözleri, kaçın kurasından hallice.
Adı bile ironikti Ulvi abinin,
Zira hayatında oruç tuttuğu olmazdı.
Cuma günü içmezdi ama,
Diğer günler bir pişirimlik bile ayık kalmazdı.
Dizilirdi tespih taneleri gibi gözlerine yaşlar,
Eleni geldimiydi aklına.
Binaenaleyh bilmem neresinde -koynunda- sakladığı fotoğrafa bakarken,
Sinkafların bini bir para.
'Mağripte sen maşrukta ben' derdi dalıp uzaklara,
Tırnak yemelerde medet ararken.
Ne zaman istavrit yesek sesi titredi,
'İstavrit balık değil, insandır.' derdi
-Eleni istavriti çok severmiş-
Eleni karıştıktan sonra küllere -ki ben Eleni'yi hiç tanımadım-
Dar gelir oldu Ulvi abiye çift kişilik yatağı.
Nedensiz sıkılır oldu çarşaflardan- en çok da yastıklardan.
Sonra nü kadın resimleri çizmeyi bıraktı.
Natürmortla ekmek parası kazandı.
Bir gün kulaklarım haber getirdi bana üçüncüsayfamsı.
Benim kulaklarım, Midas kulaklarım!
Ulvi abi istavritlere koşmuş,
Ayakkabıcıkları sahile vurmuş.
İlk defa gülerken gördüm gözlerini,
-gözleri hiç gülmezdi-
Kavuşmuş Eleni'sine Ulvi abi,
Meczuptan hallice.
Yemiyorum artık istavrit, içmiyorum şarap.
Gülmüyorum artık vapurlara doğru...
Debdebeli iç çekişler savururdu gençliğine her gece her gece.
Feriştahı gelse alamazdı elindeki kadehi,
Şark kurnazıydı sözleri, kaçın kurasından hallice.
Adı bile ironikti Ulvi abinin,
Zira hayatında oruç tuttuğu olmazdı.
Cuma günü içmezdi ama,
Diğer günler bir pişirimlik bile ayık kalmazdı.
Dizilirdi tespih taneleri gibi gözlerine yaşlar,
Eleni geldimiydi aklına.
Binaenaleyh bilmem neresinde -koynunda- sakladığı fotoğrafa bakarken,
Sinkafların bini bir para.
'Mağripte sen maşrukta ben' derdi dalıp uzaklara,
Tırnak yemelerde medet ararken.
Ne zaman istavrit yesek sesi titredi,
'İstavrit balık değil, insandır.' derdi
-Eleni istavriti çok severmiş-
Eleni karıştıktan sonra küllere -ki ben Eleni'yi hiç tanımadım-
Dar gelir oldu Ulvi abiye çift kişilik yatağı.
Nedensiz sıkılır oldu çarşaflardan- en çok da yastıklardan.
Sonra nü kadın resimleri çizmeyi bıraktı.
Natürmortla ekmek parası kazandı.
Bir gün kulaklarım haber getirdi bana üçüncüsayfamsı.
Benim kulaklarım, Midas kulaklarım!
Ulvi abi istavritlere koşmuş,
Ayakkabıcıkları sahile vurmuş.
İlk defa gülerken gördüm gözlerini,
-gözleri hiç gülmezdi-
Kavuşmuş Eleni'sine Ulvi abi,
Meczuptan hallice.
Yemiyorum artık istavrit, içmiyorum şarap.
Gülmüyorum artık vapurlara doğru...
Friday, 23 May 2014
Ece Ayhan'a..
Yağmurlar yağmalı, başka çare yok.
Durmalı bir öğle vakti,
Yorulmaktan nasibini almamış,
Direnişi savaştan yana rüzgarcıklar.
Islanmalı çoraplarına kadar,
'Hello darling'çi,
Batı budalası kibarcıklar.
Batı budalası kibarcıklar.
Geçip gitmeli aramızdan,
Terlemeden ölmeyi bir matah sayıp da,
Dinlenmişliği apolet yapan insancıklar.
Apaçık yağmalı yağmurlar,
Başka çare yok!
Tamamlanmalı bir Mayıs sabahı,
Boğazda düğümlenmiş,
Yarım kalmış kahkahacıklar.
Okunmalı noktasına kadar,
Yeni yetme,
Cüce kalemli yazarcıklar.
Yağmalı yağmur diyorum,
Başka çare yok!
Sevilmeli her şeye rağmen,
Sevilmekten yorgun düşmemiş,
Elleri çatlak anacıklar.
Sonra doğrulmalı bir sabaha karşı,
Örgütlenmeyi aşk sayan,
Kurşun kalemli Ece Ayhan'cıklar..
Ziyadesiyle
Bazen insan çocukluğuna doğru ölür.
Çocukluğundaki sobalı, daha ziyade sıcak günlere
Sanki zamanında ölmezse hiç ölemeyecekmiş gibi,
Bir kibrit çakmak için yanıp tutuşur elleri,
Cahilliği özümsemiş, canhıraş, kelle koltukta gecelere.
Bazen insan epik değil liriktir.
Biraz üşütük, daha ziyade bohem.
Sanki elektrikler kesilse mum bulamayacakmış gibi,
Bir kibrit çakmak için yanıp tutuşur elleri,
Cahilliği özümsemiş, canhıraş, kelle koltukta gecelere.
Bazen insan farklı cenahtan birine aşık olur.
Biraz beyaz, daha ziyade buğday tenli.
Sanki esmer bir kalbi sevse, mutlu olamayacakmış gibi,
Bir kibrit çakmak için yanıp tutuşur elleri,
Cahilliği özümsemiş, canhıraş, kelle koltukta gecelere.
Thursday, 22 May 2014
Billah
Bir daha üzüm yememeye yemin billah edeli,
Okunmuyor aklımdan tüten mektuplar.
Ağzımın tadı yok,
Tadı yok incirin,
Yüzüme baksan, bir dal siyah zeytin.
Havadan da nem kapar oldum artık,
Deniz dahi değil o kadar mavi.
Bekleşiyor söğüt gölgesinde karafakiler,
Artık tüm ağaçlar birbirinin aynı.
Adres bile sorsalar bilemez oldum- isterdim ama,
Kuşlar bile gülüp geçiyor yemin billahlarıma.
Tövbekar olsam,
Özür dilesem salkım üzümlerden?
Biliyorum,
Kolay değil saklanmak karafakilerden.
Okunmuyor aklımdan tüten mektuplar.
Ağzımın tadı yok,
Tadı yok incirin,
Yüzüme baksan, bir dal siyah zeytin.
Havadan da nem kapar oldum artık,
Deniz dahi değil o kadar mavi.
Bekleşiyor söğüt gölgesinde karafakiler,
Artık tüm ağaçlar birbirinin aynı.
Adres bile sorsalar bilemez oldum- isterdim ama,
Kuşlar bile gülüp geçiyor yemin billahlarıma.
Tövbekar olsam,
Özür dilesem salkım üzümlerden?
Biliyorum,
Kolay değil saklanmak karafakilerden.
Subscribe to:
Posts (Atom)
