Monday, 8 December 2014

Nokta

Kronik görmezden gelme sendromuna yakalansam,
Mutluluktan öleceğimi sanıyorum.
Hafızasızlık
En büyük erdem değil mi?
Fakat beni en çok
Zeytin ağaçlarının gölgesi üzüyor.
Bakıp da
Görmemenin
Cesaret isteyeceği gölgeler.
Kendimle aramdaki bu danışıklı dövüşü bir fark etseler, Zulamdaki en koyu yakutları çıkarırım elbet.

Bu yağmurlar,
Yeşertemiyor
En koyu sarıları bile.
Yağsalar da,
Yağmasalar da,
Yazın yürünen ama kışın zor gelen yollardan geçtim.
Perdelerimin arkasında hep
Okunmayı bekleyen kitaplar var.

Eski kafalı bir kadın olmak
Şüphesiz benim seçimim.
Tam karşıya geçecekken,
Kalbim kırıldı.
Ah, 
Keşke o kırmızı ışıkta beklemeseydim.

Bazı geceler kendi içime çekilince,
Unutuyorum adımın baş harfini.
Ben de elimde mürekkebim,
Nokta koyuyorum her yere,
Ki geri gelsin sesli ve sessiz harfler.
Noktaladım her cümlemi
Noktalarım tükendi
Noktasızım
Adsızım.

                                                    -En çok da,
                                                     Kırmızı ışıkta beklemek üzüyor beni.
 .

Wednesday, 3 December 2014

Feza

Uzayda hayat yok tatlım.
Dünyada var demek ise delilik.
Üç gündür yaşadıklarım, yaşayacaklarımın teminatı ise,
Otuz yaşımı göremeyeceğime kanaat getirmek akıllıca bir iş.
Yirmi bilmem kaç yaşındayım.
Olmak isteyip de olamadıklarım beynimin içinde raks ediyor.
Karıştıracaksanız,
İşte kafam burada.
Vira bismillah deyip,
Kuyumu kazabilirsiniz.

Beni sorarsanız,
Ben birazcık Plüton.
Önce vardım.
Sonra yoksun dediniz,
Daha sonra yine
Varmışmışım.
Bu kısır döngüyü,
Siz kendiniz sevdiniz.

Dünya da dönmüyorduysa,
Kaldırımın kenarından yola savrulmalarım neden?
Yolun ortasında kaldım,
Ve anladım:
Bulutlar aslında cetvelle çizilmiş,
Makasla kesilmiş.
Yarın kayan bir yıldız görürsem,
İğneyle ipliği siz getiriniz.

Nefesimi birazcık tutabilseydim,

Alıkoyabilirdim
Küçük Prens'i gezegen gezegen gezmekten.
Koyunun otu yeyip yemediğini,
Hepiniz merak ettiniz.


Monday, 1 December 2014

Vincent

Van Gogh olmak,
Sadece sarı renk sevmek demek olsaydı,
Yağmura dokunmak için elimi pencereden dışarı çıkarmazdım hiç.
Babaanne evi kokusu duyuyorum yağmurlarda arada bir,
Yağmurlar sarı ve,
Delilik var kesik kulaklarında.


Sustum sustum altın olmadı.
Konuştum,
Ağzımda yaşayan güvercinler terk etti ses tellerimi.
Ben artık bir zürafayım.


Ataerkil düşüncelerinizi kendinize saklayınız beyefendi!
Tıynetsiz lakırdılar etmeyiniz!
Ben de biliyorum zevzekliğin asabi bir alışkanlık olduğunu!
Asabiyetinize ise bir bardak papatya çayı iyi gelebilir.
Yatmadan evvel içiniz.


Yağmurlar diyorum beyefendi!
Altınlar diyorum
                           - yok ağzımda.
Zevzekliğiniz diyorum,
                           -sırf lakırdı,
Papatya dediğim de zaten,
Ortası açık sarı.

Thursday, 27 November 2014

12

Ekim'den Mart'a buraları seveceğimi umarken,
Kendi külahıma şiirler okuyordum.
Soğutamıyordum yüreğimi eksi bilmem kaçlarda bile.
Çocukların bilip,
Annelerin bilmediği zımbırtıları bilirim ben.
Meramımı anlatmak adına,
Olmam gereken şeylerden yoruldum derim.

Ah o Nisan-Mayıs yok mu!
Baharın geldiğine üzülmüyordum.
Bilakis çıkıp yürüyordum azıcık yeşil gördüm mü.
Çimlere basmayıp,
Otlara basanlardanım.

Bitaneciğim Haziran.
Şimdilik doğmuşum.
Ne kadar idare ederbilirsen beni,
Bil ki o kadar mum üflerim.

Temmuz-Ağustos güneşle barışacağımı umarken,
Kendi dirayetsizliklerime şaşıyordum.
Yerimde olsam,
Beni sevmezdim.
Aç şu perdeleri de,
Koltukların yüzü eskisin.

Bir Eylül kaldı boynu bükük,
Şüphesiz,
Eylül'e söylenmiş şarkıları,
Ben de dinledim.

Sunday, 16 November 2014

Masa

Üstünde rakı içilen masalar hakkında çok şey söyleyebilir balıklar elbet.
Ve balıkların kurduğu 'Ankara'lı cümlelerin içinde 'kasvet' vardır hep biraz.
Büyük bir açmaz bu.
Oysa ben gökyüzüne uzanıyordum dün sere serpe,
Kar helvası yediriyordum çocukluğuma soba-başı,
Sekteye uğratıyordum gelmişi ve dahi geçmişi,
Mutad ziyaretlerde bulunuyordum budalalıklarıma.
Ama balıklar dedim ya,
Bu budalalıklara hiç aşina değil.


Üstünde sigara içilen masalar hakkında çok şey söyleyebilir anneler elbet.
Ve annelerin kurduğu 'Sakın! 'lı cümlelerin içinde hasret vardır hep biraz.
Büyük bir çıkmaz bu.
Oysa ben çiçek yetiştiriyorum bugün sigara dumanlarında.
Gri papatyalar asıyorum odamın beyaz tavanına.
Bizatihi kaçıyorum pencere aralıklarından.
Koşuyorum vasıfsız ah-vahlarıma.
Ama sigaralar dedim ya,
Bu küllüklere hiç yabancı değil.


Üstünde mektup yazılan masalar eğer hala varsa,
Ben aslında,
Yarın,
Yokluk çekeceğim sana doğru.


Sunday, 12 October 2014

Böyle

Bu daima böyledir.
Ne zaman güzel hissetsen,
Taammüden güneş öldürmekle yargılanırsın.
Nefislerine can düşmanlarıymış gibi davranmaklarda ne buluyorlar?
Ama ben,
Yine,
Kafamın tasını attırmayı başaracağım.
Yerde dağılmış mücevherler tahviller,
Daha ne kaldı der gibi bakacağım.
Aslında bunların alayı geldiği gibi gider,
Bir tek
Halı kalır.
Bu daima böyledir.

Tuesday, 30 September 2014

Zahide

Islak masalar,
Sandalyeler geçtim ıslak,
Palas pandıras yürüdüm mevsimlerce.
Lakin,
Sandalyenin sadece bir sandalye olmadığını anlamam bir ekinoks günüdür:
Amennaların sirayet ettiği sandalyeler,
İnsan kokusu sinmiş sandalyeler.
Otursam vakur,
Oturmasam yalnızmışım meğer.


Misal masa deseydim,
Sığ konuşmuş olurdum,
Zira,
Masa,
Her halükarda bir masadır.