Ekim'den Mart'a buraları seveceğimi umarken,
Kendi külahıma şiirler okuyordum.
Soğutamıyordum yüreğimi eksi bilmem kaçlarda bile.
Çocukların bilip,
Annelerin bilmediği zımbırtıları bilirim ben.
Meramımı anlatmak adına,
Olmam gereken şeylerden yoruldum derim.
Ah o Nisan-Mayıs yok mu!
Baharın geldiğine üzülmüyordum.
Bilakis çıkıp yürüyordum azıcık yeşil gördüm mü.
Çimlere basmayıp,
Otlara basanlardanım.
Bitaneciğim Haziran.
Şimdilik doğmuşum.
Ne kadar idare ederbilirsen beni,
Bil ki o kadar mum üflerim.
Temmuz-Ağustos güneşle barışacağımı umarken,
Kendi dirayetsizliklerime şaşıyordum.
Yerimde olsam,
Beni sevmezdim.
Aç şu perdeleri de,
Koltukların yüzü eskisin.
Bir Eylül kaldı boynu bükük,
Şüphesiz,
Eylül'e söylenmiş şarkıları,
Ben de dinledim.
Thursday, 27 November 2014
Sunday, 16 November 2014
Masa
Üstünde rakı içilen masalar hakkında çok şey söyleyebilir balıklar elbet.
Ve balıkların kurduğu 'Ankara'lı cümlelerin içinde 'kasvet' vardır hep biraz.
Büyük bir açmaz bu.
Oysa ben gökyüzüne uzanıyordum dün sere serpe,
Kar helvası yediriyordum çocukluğuma soba-başı,
Sekteye uğratıyordum gelmişi ve dahi geçmişi,
Mutad ziyaretlerde bulunuyordum budalalıklarıma.
Ama balıklar dedim ya,
Bu budalalıklara hiç aşina değil.
Üstünde sigara içilen masalar hakkında çok şey söyleyebilir anneler elbet.
Ve annelerin kurduğu 'Sakın! 'lı cümlelerin içinde hasret vardır hep biraz.
Büyük bir çıkmaz bu.
Oysa ben çiçek yetiştiriyorum bugün sigara dumanlarında.
Gri papatyalar asıyorum odamın beyaz tavanına.
Bizatihi kaçıyorum pencere aralıklarından.
Koşuyorum vasıfsız ah-vahlarıma.
Ama sigaralar dedim ya,
Bu küllüklere hiç yabancı değil.
Üstünde mektup yazılan masalar eğer hala varsa,
Ben aslında,
Yarın,
Yokluk çekeceğim sana doğru.
Ve balıkların kurduğu 'Ankara'lı cümlelerin içinde 'kasvet' vardır hep biraz.
Büyük bir açmaz bu.
Oysa ben gökyüzüne uzanıyordum dün sere serpe,
Kar helvası yediriyordum çocukluğuma soba-başı,
Sekteye uğratıyordum gelmişi ve dahi geçmişi,
Mutad ziyaretlerde bulunuyordum budalalıklarıma.
Ama balıklar dedim ya,
Bu budalalıklara hiç aşina değil.
Üstünde sigara içilen masalar hakkında çok şey söyleyebilir anneler elbet.
Ve annelerin kurduğu 'Sakın! 'lı cümlelerin içinde hasret vardır hep biraz.
Büyük bir çıkmaz bu.
Oysa ben çiçek yetiştiriyorum bugün sigara dumanlarında.
Gri papatyalar asıyorum odamın beyaz tavanına.
Bizatihi kaçıyorum pencere aralıklarından.
Koşuyorum vasıfsız ah-vahlarıma.
Ama sigaralar dedim ya,
Bu küllüklere hiç yabancı değil.
Üstünde mektup yazılan masalar eğer hala varsa,
Ben aslında,
Yarın,
Yokluk çekeceğim sana doğru.
Sunday, 12 October 2014
Böyle
Bu daima böyledir.
Ne zaman güzel hissetsen,
Taammüden güneş öldürmekle yargılanırsın.
Nefislerine can düşmanlarıymış gibi davranmaklarda ne buluyorlar?
Ama ben,
Yine,
Kafamın tasını attırmayı başaracağım.
Yerde dağılmış mücevherler tahviller,
Daha ne kaldı der gibi bakacağım.
Aslında bunların alayı geldiği gibi gider,
Bir tek
Halı kalır.
Bu daima böyledir.
Ne zaman güzel hissetsen,
Taammüden güneş öldürmekle yargılanırsın.
Nefislerine can düşmanlarıymış gibi davranmaklarda ne buluyorlar?
Ama ben,
Yine,
Kafamın tasını attırmayı başaracağım.
Yerde dağılmış mücevherler tahviller,
Daha ne kaldı der gibi bakacağım.
Aslında bunların alayı geldiği gibi gider,
Bir tek
Halı kalır.
Bu daima böyledir.
Tuesday, 30 September 2014
Zahide
Islak masalar,
Sandalyeler geçtim ıslak,
Palas pandıras yürüdüm mevsimlerce.
Lakin,
Sandalyenin sadece bir sandalye olmadığını anlamam bir ekinoks günüdür:
Amennaların sirayet ettiği sandalyeler,
İnsan kokusu sinmiş sandalyeler.
Otursam vakur,
Oturmasam yalnızmışım meğer.
Misal masa deseydim,
Sığ konuşmuş olurdum,
Zira,
Masa,
Her halükarda bir masadır.
Sandalyeler geçtim ıslak,
Palas pandıras yürüdüm mevsimlerce.
Lakin,
Sandalyenin sadece bir sandalye olmadığını anlamam bir ekinoks günüdür:
Amennaların sirayet ettiği sandalyeler,
İnsan kokusu sinmiş sandalyeler.
Otursam vakur,
Oturmasam yalnızmışım meğer.
Misal masa deseydim,
Sığ konuşmuş olurdum,
Zira,
Masa,
Her halükarda bir masadır.
Saturday, 20 September 2014
Ve
Ve bitiyor son yaz.
Bu zamanlarda kutsal bir şey yok.
Düstursuz ve gıyaben korkulan karanlıkların yüzüme vurması,
Tragedyalardan çiçekler yetiştirmek sanki ve biraz.
Ve bir gün omzuma Fikret Mualla oturur.
Marazi düşünceler vurur yanaklarıma.
Gözleriyle,
Bana,
Sahaf kokusu yayar yeni yetme bir günah ve.
Son zamanlarda kutsal bir şey yok mu sanki biraz?
Ve daha sonraları da bitiyor son yaz.
Homurdanarak geçtiğim yollar ne kalabalık!
Bitimsiz bir gaflet anı kaçtı gözüme:
Hırpani kılıklı siz pek sevgili şairler,
Gelin sulayın kaktüslerimi, görsün gözlerim ve
Payesine ulaşırız kutsal şeylerin belki biraz.
Friday, 19 September 2014
Tuesday, 2 September 2014
Zırva
Latince anlamaya çalışır gibi dikkatle zırvalıyorum.
Kafamda milyonlarca insan,
Birçoğununki sanki daha ziyade,
Birer balgam söktürücü ismi.
Tınısı yok.
Manası yok.
Duramıyorum.
Tükürüyorum.
Bu kuruntular bana nereden geldi bilmem.
Dün?
Bugün?
Yarın?
Pimpirikliğimi dahi artık kanıksıyorum da,
Evde insandan başka bir canlının yaşayabilme ihtimalini anlayamıyorum.
Farklı bir nefes.
Farklı.
Pısırık değilsin diyorlar,
Belki de,
Kedilere dair duyduğum safsatalardır beni bozum eden.
Sanrılı hayvanlarmış kediler.
Kinciymişler.
Hayır.
Yok!
Ben krapon kağıtlarımla mutluyum:
Birinci sınıfta yaptığım kedi merdivenlerimle.
Kediler geçmişe doğru merdiven çıkarlarken güzel.
Kafamda milyonlarca insan,
Birçoğununki sanki daha ziyade,
Birer balgam söktürücü ismi.
Tınısı yok.
Manası yok.
Duramıyorum.
Tükürüyorum.
Bu kuruntular bana nereden geldi bilmem.
Dün?
Bugün?
Yarın?
Pimpirikliğimi dahi artık kanıksıyorum da,
Evde insandan başka bir canlının yaşayabilme ihtimalini anlayamıyorum.
Farklı bir nefes.
Farklı.
Pısırık değilsin diyorlar,
Belki de,
Kedilere dair duyduğum safsatalardır beni bozum eden.
Sanrılı hayvanlarmış kediler.
Kinciymişler.
Hayır.
Yok!
Ben krapon kağıtlarımla mutluyum:
Birinci sınıfta yaptığım kedi merdivenlerimle.
Kediler geçmişe doğru merdiven çıkarlarken güzel.
Subscribe to:
Posts (Atom)

